Betül Tanbay ile Söyleşi

Betül Tanbay, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Lisans eğitimini Strazburg’daki Louis Pasteur Üniversitesi’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Matematik alanında tamamlamıştır.

Fonksiyonel analiz ve kümeler kuramı alanlarında uzmanlaşmış olan Tanbay, bu alanlarda uluslararası düzeyde akademik çalışmalar yürütmektedir. 2001–2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

2010–2016 yılları arasında Türk Matematik Derneği’nin ilk kadın başkanı olarak görev yapmış, 2019–2022 yılları arasında ise Avrupa Matematik Derneği Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Akademik çalışmalarına ve bilimsel faaliyetlerine devam etmektedir.

Söyleşiyi yapan: Betül Sena Karslı

Betül Sena Karslı, TED Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünde birinci sınıf öğrencisidir. Matematiğin eğitimdeki ve dünyayı anlamlandırmadaki yeriyle ilgilenmekte; özellikle matematik alanında iz bırakmış kadınların hikâyelerine ilgi duymaktadır. Bu ilgi doğrultusunda, Türkiye’nin önemli matematikçilerinden Betül Tanbay ile bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Karslı, matematik başta olmak üzere birçok alanda kadınların ürettiği değerin daha görünür olması gerektiğine inanmakta ve bu hikâyelerin yeni nesillere ilham vereceğini düşünmektedir.

B.S.K.: Bugünden geriye baktığınızda, matematiğe uzanan yolculuğunuz nasıl başladı? Lisans öncesi eğitiminizden yurtdışına uzanan bu süreci ve sizi bugünkü noktaya taşıyan deneyimleri sizin anlatımınızla dinlemek isteriz.

 B.T.: Galiba kendimi bildim bileli. Ortaokuldan beri beni bilenler klasik “büyüyünce ne okuyacaksın?”  sorusuna “matematik” dediğimi söylüyorlar. Sonra matematik merakım hiç kesilmedi. Biraz daha derken Fransa’da lisans, biraz daha derken Amerika’da doktora. Önce “matematiğin felsefesi” konularına girdim. Sonra tezimi yazarken analiz konularına balıklama iniş yaptım. Kendimi bildim bileli de ders verdim. Önce kardeş ve kuzenleri masalara oturtup evde, sonra lisedeyken özel ders vererek, derken doktora sırasında hem asistanlık hem de hocalık. Sanırım en çok öğretirken öğrendim.

B.S.K.: 2021 yılının Ağustos ayında Sarkaç dergisi için kaleme aldığınız ‘Her yer matematik’ adlı yazınızda matematiğin ortak bir dil olduğunu ve konulan sınırları aşmamızı sağladığını belirtmiştiniz. Bu yaklaşımınız aslında matematiğin yer, bölge veya ülke tanımadığını bize çok güzel anlatıyor. Ancak siz, bu evrensel üretimi Türkiye’de yapmayı ve burada bir ekolün parçası olmayı seçtiniz. Yurt dışındaki imkânlarla Türkiye’deki potansiyeli kıyasladığınızda sizi buraya çeken temel motivasyon veya “burada yapmam lazım” dediğiniz o eksik parça neydi?

B.T.: Eğitim hayatım üç kıtada geçse de, ben “vatan millet sakarya” neslindenim. Bir de usanmaz bir İstanbul aşığıyım. Sevdiklerime de fazlasıyla düşkünüm. Doktorayı bitirdiğimde Amerika’da iş bulmanın Berkeley mezunu bir kadın matematikçi için kolay olduğu bir dönemdeydik. Son sene bütün arkadaşlarım iş başvurusuyla uğraşırken ben tek bir işe bile başvurmadım. Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü’ne gelmiş, son derece yapıcı, olumlu bir şekilde karşılanmıştım, bekliyorlardı. Benim konumda çalışan pek yoktu. Araştırma potansiyeli olarak çok doğru bir seçim yapmamıştım elbette. Ama Boğaziçi son derece ufuk açıcı davrandı. Daha bir dönem ders vermişken, davet edildiğim Pennstate Üniversitesi’ne gidip çalışmama izin verdi. Bu sayede kendi konumda çok insan tanıdım. Ardından defalarca sabbatical izni, konferansa katılma izni ve de gitgide gelişen kütüphane ve internet imkânları sayesinde konuma yakın çalışanlarla temasım kesilmedi. Beni çeken motivasyon “memleket” de olsa, şimdi düşündüğümde elbette yurtdışında çalışsam yapamayacağım farkları burada yapabildim. Mesela İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi’ni yarattık.

B.S.K.: Akademik yolculuğunuz boyunca kadın olmanın getirdiği zorluklar ya da dönüştürücü deneyimler oldu mu? Bu süreci nasıl yaşadınız?

B.T.: Bu klasik soruya hep ne cevap vereceğimi bilemem. Okuduğum Berkeley, cinsiyet sorunları açısından fazlasıyla ileride bir yerdi, kimse kadın diye ezmeye seksenlerde bile cesaret edemezdi. Çalışma hayatına atıldığım Boğaziçi Üniversitesi’nde bölümün yarısı kadındı. Pek çok kadın dekan ve rektörümüz oldu. Pennstate’te de son derece medeni bir ortam vardı. Ama bir kolokyum konuşmasına Sophie Germain hakkında konuşan bir adamcağız beni çok sinirlendirmişti: Bir saat boyunca vaktini vakfettiği bu kadının ne kadar vasat olduğunu anlatmaya çalıştı. Bittiğinde kimse soru sormadı. Hırsla ayrıldım. Fazla gençtim cesaret edip şu soruyu soramadığıma kızmıştım: “İyi de beyefendi, vasat bulduğunuz bir matematikçi ile ilgili niye bu kadar emek ve zaman sarf ettiniz?” 

B.S.K.: Sizin için öğrencilerinizin yaptığı yorumlara baktığımda, sadece bir matematik profesörü değil, bir hayat rehberi olarak görüldüğünüzü fark ettim. Ekşi Sözlük gibi platformlarda ‘ufuk açan’ bir eğitimci olduğunuz vurgulanıyor. Matematik gibi çoğu zaman ‘korkulan’ bir alanı aktarırken formüllerin ötesine geçip öğrenciyle o güven bağını nasıl kuruyorsunuz? Eğitim anlayışınızın merkezinde ne yer alıyor?

B.T.: Sevindim! Açıkçası her zaman “matematik konusundaki bilgimi paylaşmak, merak uyandırmak, soru sordurmak” olarak gördüm eğitim görevimi. Yani “hayat rehberi” gibi bir iddiam hayatta olmadı! Ama öğrendikçe ve öğrettikçe matematik tüm hayata bakışımı etkiledi, dolayısıyla anlatırken de bu bakış ister istemez kendisini gösteriyor. Bir de matematikten korkulmasının tamamen bir eğitim kazası olduğunu düşündüğümden, korkanlara şefkat beslerim. Korkmalarının müsebbibi kendileri değildir.

B.S.K.: Better World platformunda oyun teorisine ayrılmış bir bölüm bulunuyor. Oyun teorisinin, dünyadaki güç dağılımlarını ve stratejik karar alma süreçlerini matematiksel olarak modellediğini düşündüğümüzde sizce bu tür matematiksel araçların etik sınırları nasıl çizilmeli? Daha adil bir dünya hedefinde bu bilgiyi nasıl konumlandırmak gerekir?

B.T.: Bu çok güzel bir soru. Yeterli bilgili miyim emin değilim. Yine de birkaç düşüncemi paylaşayım. Bir kere “güvenin evrimi”, “adil bölüşüm” gibi bazı oyunlar insanlara iyi olmanın, ötekini düşünmenin, vermenin, geri dönüşü olduğunu gösterebiliyor. Trafik modellemelerinde de herkesin “hep yol verdiği” bir ortamda herkes daha huzurlu oluyor ve verdiğinden çok yol alıyor! Öte yandan, oyunlar “biri kazanırsa diğeri kaybeder” prensibinde olduğunda, insanlık adına çok geliştirici olduklarından şüpheliyim. 

B.S.K.: “Daha iyi bir dünya” fikriyle matematiği buluşturan projelerde aktif rol alıyorsunuz. Matematiğin bu dönüştürücü gücü, sizce beraberinde nasıl bir sorumluluk getiriyor?

B.T.: Bu soruyu sorduğunuz şu günlerde cevabım: “Büyük bir sorumluluk”. Özellikle yapay zekânın şişeden bir cin gibi fırlamış olduğu Kasım 2022 tarihinden beri, matematikçilere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Bilgisayarı keşfetmek gibi bir işi yapınca, makinenin nasıl bir alet olduğunu, ne yapabilip, neyi neden yapamayacağını da iyi anlatmak gerekiyor. Bu işi her gün yeni bir teknik bulan mühendislerden beklemek doğru değil. Bir de gelişen teknolojiye siyasetçiler el attığında ortaya çok ciddi bir algı operasyonu çıkıyor. Matematikçilere evrensel güçlerini kullanıp bu konuda bildiklerini anlatmak düşüyor.

B.S.K.: Bugün yapay zekâyı ve dijitalleşen eğitimi konuşuyoruz Geleceğin dünyasında matematiksel düşünce, sadece bir “iş aracı” olmanın ötesinde, insanın özgürleşmesi için hâlâ o en temel “ortak dil” olmaya devam edecek mi?

B.T.: Bir önceki sorudan devam edeyim. Matematiksel düşünce, bir iş aracı ya da bir hesap aracı olmanın çok ama çok ötesinde. İnsan denen canlının yarattığı en bozulmamış değer. En yaygın ortak dil. İnsan denen canlı, insanlığını koruyabilmek ve dolayısıyla özgür kalabilmek için her zamankinden de çok matematiğe ihtiyaç duyacak.

B.S.K.: Türk Matematik Derneği’nin ilk kadın başkanı olmanız, Türkiye’de matematik alanında kadınların temsili açısından önemli bir eşik. Bu sorumluluğun, genç kadın matematikçiler için nasıl bir karşılığı olduğunu düşünüyorsunuz?

B.T.: Galiba bu, gurur duyduğum bir ünvan. Benden evvel çok başarılı olanlar da olsa, bütün başkanlar erkekti. Şimdi eski öğrencim ve de hâlen bölümdaşım genç bir kadın başkanımız var!! Bundan güzel karşılık mı olur?

B.S.K.: Bugün matematik alanında yolun başında olan gençlere, özellikle de akademik bir gelecek düşünen öğrencilere, kendi deneyimlerinizden süzülen neyi paylaşmak istersiniz?

B.T.: Susanna Tamaro’dan esinlenerek “Yüreğinin götürdüğü yere git” …