
A. Sevtap Kestel, lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi İstatistik Bölümü’nden almıştır. T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı bursuyla St. John’s Üniversitesi Sigortacılık Fakültesi’nde Aktüerya Bilimleri alanında MBA yapmıştır.
Darmstadt Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü, Albert Ludwigs Üniversitesi Freiburg Ekonomi Fakültesi ve Illinois State Üniversitesi Matematik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmış; zaman serileri, ekonometri, hayat sigortası ve elementer sigorta matematiği alanlarında dersler vermiş ve araştırmalar yürütmüştür.
ODTÜ Uygulamalı Matematik Enstitüsü’nde Aktüerya Bilimleri ve Finansal Matematik Anabilim Dallarında program başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Kestel, halen aynı enstitüde müdürlük görevini sürdürmektedir.
Söyleşiyi yapan: Zeynep Demiroğlu

Galatasaray Üniversitesi Matematik Bölümü son sınıf öğrencisidir. 2023 yılında Erasmus+ değişim programı kapsamında Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim almıştır. Akademik ilgi alanları arasında matematik tarihi, uygulamalı matematik ve davranışsal iktisat yer almaktadır. Lisans bitirme çalışmasını, bireylerin risk seçimi bağlamında sigorta tercihleri ve karar alma süreçleri üzerine yapmıştır. Hâlen TotalEnergies’te İş Çözümleri Departmanı’nda yarı zamanlı olarak görev almakta; Power Platform araçları ve veri analizi temelli iş süreçleri üzerinde çalışmaktadır. Nesin Matematik Köyü, Emmaüs ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer almıştır. Matematiğin toplumsal yönüne katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Z.D.: Orta Doğu Teknik Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitiminizi tamamlamışsınız. Matematik ve istatistiğe olan ilginiz nasıl başladı ? Sizi bu alana yönlendiren bir olay ya da kişi var mı?
S.K.: Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne başladığım yıllarda, daha doğrusu İstatistik bölümünü seçtiğim dönemlerde, ODTÜ’de Yöneylem Araştırması ve İstatistik ile Uygulamalı İstatistik olarak iki ayrı bölüm bulunmaktaydı. Ben Yöneylem Araştırması ve İstatistik bölümünü tercih ettim. Bu tercihi yapmamın en önemli nedenlerinden biri, o zamanlar Devlet İstatistik Enstitüsü, şimdiki ismiyle Türk İstatistik Kurumu’nda çalışan bir yakınımızın bu alanın gelecek vadettiğine dair önerisi olmuştur. Yüksek lisans ve doktora eğitimime aynı kurumda devam etmemin en önemli sebeplerinden biri ise, özellikle üçüncü sınıftan itibaren çok daha derinlemesine temel ve teorik istatistik konularına giriş yapmamızın bu alanı daha çok sevmeme yol açmasıdır. Diğer bir sebebi de, matematiğe olan ilgimdi; istatistik, matematiğin sağlam bir altyapısını gerektiren bir bilim dalıdır. 1981 yılındaki müfredatımızda en az 10 matematik dersi yer almaktaydı. Bu, istatistik teorilerindeki çıkarımları ve altyapıyı anlamamızda oldukça faydalı oldu. Hayatımın ilerleyen dönemlerinde ise matematiğe geri dönüşüm, bazı tesadüfi seçimlerim sonucu gerçekleşti ve tekrar bu güzel yola girmiş oldum. Şimdi, hem istatistik hem de uygulamalı matematik alanında çalışmalarımı yürütüyorum.
Z.D.: Matematik kariyerinizin erken dönemlerinde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ? Bu zorlukları nasıl aştınız?
S.K.: En önemli sorunlardan biri iş olanaklarıydı. Matematik ve İstatistik mezunlarının çalışma alanları çok dardı. Hangi kurumlarda çalışabileceğimiz veya çalışacağımız yerlerde bize hangi görevlerin verilebileceği konusunda bir öğrenci ya da mezun adayı olarak çok az fikrimiz vardı. O zamanlar yurt dışı olanakları da çok kısıtlıydı. İnternet çağında olmadığımız için erişim imkânları sınırlıydı ve nasıl açılımlar yapabileceğimiz konusunda bilgi dağarcığımız oldukça azdı. En büyük zorluğumuz, mezun olduğumuz alanın ve aldığımız altyapının ne işe yaradığını, Türkiye’de ve çevremizdeki, bu konuda çok fazla bilgi sahibi olmayan insanlara anlatmaktı. Sıklıkla karşılaştığımız ilk soru, “Tamam, mezun oldun ama şimdi ne yapacaksın, nerede çalışacaksın?” şeklindeydi. 1990’ların ortasından itibaren özellikle bankacılık sisteminde önemli ilerlemeler yaşandı ve matematik ile istatistik bilgisine duyulan ihtiyaç arttı. Kamu kuruluşlarında istatistik ve matematik mezunları için iş fırsatları sağlanmaya başlandı. Benim dönemimdeki diğer bir problem ise hangi işe girebileceğimiz ve girdiğimizde yapacağımız işin tanımıyla ilgiliydi. Zorlukları aşmamda en önemli avantajım, üniversite şemsiyesi altında kalmak oldu. İş kariyerime akademik yolu seçerek devam ettim. Ancak akademik yoldan gitmeyip iş hayatına atılan arkadaşlarımızın çoğunun bu zorlukları, sahip oldukları güçlü analitik altyapıyı kullanarak çözümleme yapma ve yazılım becerilerini bilişim dünyasına katkı sağlama yoluyla aştıklarını gözlemlediğimi söyleyebilirim.
Z.D.: Günlük araştırma rutininiz nasıldır? Gün içinde nasıl çalışırsınız, nasıl bir program izlersiniz?
S.K.: Günlük araştırma rutinim, ağırlıklı olarak araştırma grupları ve onlarla yaptığımız ortak çalışmalar çerçevesinde şekilleniyor. Tabii ki, yönetim ve idari görevlerim olduğundan, haftanın bazı günlerinde derslerimin dışında proje yaptığımız araştırmacı hocalarımız, araştırma görevlileri ya da doktora ve yüksek lisans öğrencilerimizle belirli gün ve saatlerde düzenli toplantılar yapıyoruz. Bu toplantılarda çalışmanın ilerleyişini ve nasıl devam edeceğini değerlendiriyoruz. Temel olarak, doktora ve yüksek lisans öğrencilerimin çalışmalarının gelişimini izleyerek zaman geçiriyorum. Bunun yanı sıra, yeni çalışmaları takip ettiğim bazı kanallar var. Bu kanallarda, alanımda ünlü dergilerde çıkan akademik yayınları inceleyerek ilgimi çeken yayınları en azından kısaca okuyup bir fikir sahibi oluyorum ve araştırma grubumdaki kişilere yönlendiriyorum. Hafta içerisinde araştırma rutinimi bu şekilde. Günlük süreçte ise daha çok araştırmalara ait sonuçların değerlendirilmesi akşam saatlerinde gerçekleşiyor, çünkü gündüzleri idari işlerle uğraşıyorum. Akşam belirli bir saatten sonra ya da hafta sonları, öğrencilerim ve diğer araştırmacıların uygunluğuna göre bir araya gelerek çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gün içinde, eğer araştırmaya dayalı bir çalışma yapıyorsam, özellikle sabah vakitlerinde makaleleri ve öğrencilerimin tezleri gibi akademik çalışmaları okumakla başlıyorum. Akşam vakitlerinde ise araştırmaların ilerleyişi ve bulguların yorumlanması için çalışmalara vakit ayırıyorum. Bu her gün olmasa da hafta içi en az 3-4 gün bu şekilde çalışıyorum.
Z.D.: Darmstadt Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü’nde öğretim üyesi olarak dersler vermiş ve araştırmalar yapmışsınız. İyi düzeyde Almanca bilginiz var. Almanca öğrenmenizin ve Almanya’da çalışmalar yapmanızın nedeni nedir? Böyle bir tercihte bulunmanın size ne gibi katkıları oldu?
S.K.: Bu soruya “tesadüfler” diye cevap vereceğim. 1988 yılında Darmstadt Üniversitesi’nin stokastik alanında en tanınmış profesörlerinden Prof. Dr. Jürgen Lehn ve ekibi üniversitemize gelip Matematik ve İstatistik bölümleriyle görüşmeler yaptılar ve İstatistik Bölümü’nde verdikleri bir derste ben öğrencisi olarak yer aldım. O dönemde iki üniversite ve iki bölüm arasında iş birliği doğrultusunda Almanya’da doktora çalışmalarımın bir kısmını yürütme konusunda ön görüşmeler yapıldı, ancak bazı aksilikler nedeniyle bu gerçekleşmedi. Yine de profesörlerimle bağlantılarımı korudum. Yıllar sonra, Almanya’da Darmstadt Teknik Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapabilmem için DAAD bursuna başvurdum. Aynı zamanda Dünya Bankası destekli T.C. Hazine Müsteşarlığı bursuyla Amerika’da bir üniversitede aktüerya alanında doktora sonrası çalışmalara katılma ve MBA yapma fırsatı da doğdu. O esnada Almanya ve Amerika arasındaki tercihimi ABD’den kullandım. Bu nedenle, DAAD bursunu kullanamadım. Daha sonra, 2002 yılında daha önce başlattığım iş birliğiyle bağlantılı olarak Almanya’da yaşamaya başladım. Orada hem ders vererek hem de öğretim üyeleriyle ve öğrencilerle, özellikle diploma tezlerine danışmanlık yaparak çalışmalarımı sürdürdüm. Almanya’yı seçmem, başlangıçta akademik bir tanışıklıkla başlayan ve sonrasında kişisel bir nedenden dolayı gerçekleşti. Almanya’nın özellikle matematik alanında dünyanın en başarılı araştırma üniversitelerinden birçoğunu barındırdığını ve orada uzmanlaşmış gruplar aracılığıyla stokastik ve olasılık gibi alanlarda çok başarılı çalışmalar yapıldığını gördüm. Almanya’daki üniversiteler, matematik ve istatistikçiler için hem eğitim hem de uygulamada başarılı çalışmalar yapabilmemize çok iyi olanaklar sunuyor. Almanya’da çalışmaya devam etmemin en önemli nedeni, üniversitelerinin dünya çapında tanınırlığa sahip olmasıydı. Bunu en iyi bir örnekle açıklayabilirim: Almanya’daki yaşam sürecimde, bir yıllığına sabbatical için Amerika’daki Illinois State Üniversitesi İstatistik ve Matematik Bölümü’nde çalıştım. Oradaki öğretim üyelerinin, Alman akademisyenlere derin bir saygı duyduklarını ve yaptıkları çalışmaları çok önemse- diklerini gözlemledim. Bu da, doğru bir yerde olduğumu bana bir kez daha gösterdi.
Z.D.: Finans, Ekonometri, Aktüerya Bilimleri gibi alanlarda çalışmışsınız. Olasılık ve İstatistiğin Temelleri, Hesaplamalı Analizler gibi dersler vermişsiniz. Matematik ve diğer disiplinler arasındaki ilişkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?
S.K.: Burada vurgulamam gereken en önemli nokta, matematiğin uluslararası bir dil olduğu ve matematik olmadan analitik ve modellemeye ilişkin herhangi bir disiplinde temel araştırmalar yapmanın zor olacağıdır. Verdiğim dersler ve çalıştığım alanlar doğrudan matematikle ilişkilidir ve bunlar arasında özellikle stokastik ve olasılık süreçlerini çalışmalarımdaki en önemli alt alanlar olarak tanımlayabilirim. Aktüerya bilimlerinde, finansal matematikte gerekli olan modellerde matematiğin bu önemli alt alanlarını kullanıyoruz. Örneğin, olasılık dağılımlarını incelerken reel ve fonksiyonel analiz bilgisi devreye girerken, stokastik süreçleri analiz ederken stokastik diferansiyel denklemler kullanarak ürünlerin zaman içinde veya belirli özelliklerine göre örüntülerini yakalayabiliyoruz. Olasılıkta ise, olasılık uzayını tanımlayarak bir çalışmanın sınırlarını ya da sınırsızlığını belirleyebiliyor ve ne kadar güçlü bir modelleme yapabileceğimizi görebiliyoruz. Bu yüzden, özellikle istatistik, mühendislik bilimleri, ekonomi gibi alanlarda matematik ve matematiksel altyapının güçlü olması, hem uygulayıcı hem de akademisyen olarak büyük bir avantaj sağlıyor. Matematik olmadan yapılan çalışmaların ise yetersiz kalabileceğini düşünüyorum.
Z.D.: Matematiksel çalışmalarınızda ilham aldığınız güncel araştırma veya bilimsel gelişmeler nelerdir? Bu gelişmelerin geleceği şekillendireceğini düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, nasıl şekillendireceğini düşünüyorsunuz?
S.K.: Burada ilham aldığım çalışmalar, özellikle günlük yaşamda karşılaştığımız ve ilgimizi çeken sorulardan oluşuyor. Örneğin, günümüzde kişisel hakları koruma konusunda hassas bir kanunumuz var ve bu kanun, haklı nedenlerle oluşturuldu. Ancak böyle bir veri yığınında herhangi bir bilgi birikimini ya da dökümünü bir karar verme mekanizmasına dönüştürebilmek için ilgili veri üzerinde çalışılması ve analizlerin yapılması gerekiyor. Bu durumda bazı özel ve gizli detayların korunması ve saklanması durumunun sağlanabilmesi için bir yol bulunması gerekiyor. Bu bilgileri kullanabilmemiz, verilerin maskelenmesi, şifrelenmesi ve kriptolojik güvenlik yöntemleri ile mümkün olabilir. Veri analitiği olarak adlandırılan bu alan yeni gibi görünse de istatistiğin en temel ve önemli alanlarından olan veri temizleme, verinin ön hazırlığı ve özetlenerek kullanılabilir hale getirilmesi gibi süreçlerle ilgilidir ve giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İlk olarak büyük veri alanında başlayan bu gelişim, evrilerek bugün verinin nasıl işlenebileceği konusuna gelmiştir. Örneğin, bankacılık sistemine başvuran bir bireyin kredi riskini hesaplamak istiyorsanız, kişilerin harcama alışkanlıkları, kredi kartı borçları ya da kredilerini ödeyip ödeyemedikleri gibi birçok özelliklerini bilmek çok değerli bir kaynak olacaktır. Bu noktada, kredi riskini hesaplamak ya da araştırma sorumuzu cevaplandırmak için gereken bilgiyi en doğru ve güvenilir şekilde nasıl elde edebileceğimiz ve bu bilgiyi karar verme mekanizmasını destekleyecek bir göstergeye nasıl dönüştürebileceğimiz üzerine çalışma yaparak, bireye ait riskin tahminini güvenilir olarak belirleyen bir modelleme yapmamız gereklidir. Güncel araştırmalarda istatistik altyapısını veri analizi ile birleştirerek çok daha hızlı ve etkin yöntemlerle hangi değişkenlerin daha önemli olduğunu ve hangi değişkenlerin hedef sonuç üzerinde daha etkili olduğunu belirlemeye yönelik modellemeler yapılıyor. En başarılı, tahmin gücü yüksek olan modeli belirlemek oldukça önem taşımaktadır. Yapay zekâ ve makine öğrenmesi son zamanlarda öne çıkan konular. Yapay zekâ geniş bir çerçeveyi kapsarken, makine öğrenmesi onun altındaki bilgi geliştirme ve modelleme süreçlerini destekliyor. İlk etapta bu alanda merakımı uyandıran soru, bu alanda neler yapabileceğimiz ve katkılarımızın nasıl daha etkili olabileceği yönündeydi. Günümüzde Python, R gibi yazılım araçları sayesinde işlem ve modeller kısa süre içinde yapılabiliyor ve bu araçlarla çıkan sonuçlar da oldukça başarılı. Ancak bu sonuçların ne ifade ettiğini tam anlamıyla değerlendirebilmek için modelin arkasındaki matematiksel tanımlamayı doğru yapabilmek ve anlamış olmak farklı bir boyutu kazandırıyor. Kodlama bilgisi olan herkes makine öğrenmesini uygulayabilir ancak model optimizasyonunda maliyeti, işlem süresini azaltmak ya da tahmin gücünü maksimize edecek modeli bulmada matematik bilgisi vazgeçilmez bir rol oynuyor. Matematiğin bu alanda katacağı gelişmelerin geleceği kesinlikle şekillendireceğini düşünüyorum. Çünkü bilgi çağıyla birlikte yüksek kapasiteli teknoloji ve bilgisayar sistemleri sayesinde, hangi büyüklükte olursa olsun veriyi ve veriye ait model sonuçlarını çok daha hızlı bir şekilde karar vericilere sunabiliyoruz. Bu da bize gelecekte hızlı karar ve daha iyi pozisyonlar alma konusunda bilgi sağlıyor. Yapay zekâ ve makine öğrenmesi gibi teknikler bize sürdürülebilirlik açısından da büyük katkı sağlayacaktır. Sistemleri nasıl koruyabileceğimiz ve bu koruma sürecindeki hazırlıklarımızın nasıl olması gerektiği konusunda karar alırken matematik altyapısı bize önemli destek olacaktır.
Z.D.: Kariyeriniz boyunca en çok gurur duyduğunuz başarı nedir? Bu başarı, kariyerinizde bir dönüm noktası oldu diyebilir misiniz?
S.K.: Kariyerimdeki en önemli başarı benim için öncelikle öğrencilerimin başarıları oldu. İşimi doğru yaptığımı ve yaptığımın bir yere dokunduğunu hissettiğim geri dönüşleri öğrencilerimden aldım. İstatistik bölümündeki lisans öğrencilerimin, Uygulamalı Matematik Enstitüsü’ndeki yüksek öğrenimde mezun ettiğim öğrencilerimin ve Almanya’daki diğer öğrencilerimin, tabii ki kendi emek ve başarıları doğrultusunda, ancak benim sunduğum ufacık bir pencereden kendilerine açtıkları kariyer dünyası benim en büyük gururum ve kazancım oldu. Bu da mesleğimdeki en güçlü motivasyon kaynaklarından biri. Bunun yanı sıra, işimizin gereği olan akademik çalışmalarımı sayabilirim. Öğrencilerimle yaptığım çalışmalar, uzun emek ve harcanan zamanın karşılığında yaptıklarımla akademik ve uygulama alanlarına katkımın olması, bir öğrencinin veya bir bireyin bir alanda uzmanlaşmasını sağlayabilmem en gurur duyduğum şeyler. Yani iki temel kaynağım var diyebilirim: öğrencilerim ve yaptığım çalışmalar.
Z.D.: Matematik kariyerinizin şu anki döneminde karşılaştığınız zorluklar var mıdır? Eğer varsa, bu zorluklarla nasıl başa çıkmaya çalışıyorsunuz?
S.K.: Matematik biliminin, Türkiye’de çok avantajlı ve tanınır olduğu bir dönemindeyiz. Zaten matematik, dünyada her zaman prestijli ve ‘olmazsa olmaz’ bir alan olarak görülmüştür. Türkiye’deki algısının ise giderek daha da olumlu hale geldiğine inanıyorum. Ülkemizde geleneksel meslek algısı sebebiyle temel bilimleri tercih eden öğrencileri bulmakta zorlandığımız bir süreç oldu. Bir süre önce maalesef bazı üniversitelerde matematik bölümlerine öğrenci kayıtlarının olmaması nedeniyle ciddi bir endişe duyuldu. Aynı durum istatistik bölümleri için de geçerliydi. Ancak daha önce sözünü ettiğim olumlu gelişmeler sayesinde matematiğin geleceğe yönelik nasıl kapılar açtığına dair daha güzel bir bilinç var. Matematiği gerçekten öğrenmek isteyen öğrencilerin bu bölümü tercih etmesi büyük bir avantaj. Fakat en önemli çekincelerden biri, üniversite sayısındaki artışla birlikte başarılı öğrenciler için daha çekici, burslu bölümlerin açılması nedeniyle öğrenci kaybı yaşanması ve bu alanda yetişecek insan gücünün azalmasıdır. Bir diğer sorun ise matematik bölümü öğrencilerinin kariyerlerinde hangi yöne gidecekleri konusunda belirsizlik yaşamaları, bunun da onlara bir yön çizmede zorluk yaratmasıdır. Şu anda üniversitelerimizde çok güzel disiplinler arası programlar da çoğaldı. Ancak özellikle teorik matematikte kalmayı tercih edecek öğrencilerin de desteklenmesi ve bu alanın güçlendirilmesi önemlidir. Matematik alanının genel olarak iyi bir süreçten geçtiğini düşünüyorum. Mezunların çoğunlukla uygulamaya yönelik alanlarda iş olanakları bulması, alana ciddi bir insan gücü kazandırıyor. Bu zorluklarla nasıl başa çıkıyoruz? En önemli hedeflerimizden biri, matematik alanında yetişmiş insan gücünün diğer alanlarda da görünürlüğünü sağlamaktır. Uygulamalı Matematik Enstitüsü olarak bu konuda önemli bir misyonumuz olduğuna inanıyorum. Uygulamalı matematik denildiğinde herkesin aklına farklı şeyler gelebiliyor. Bazılarının bu alanın katkıları konusunda farkındalık sahibi olmadığını düşünüyorum. Bu bağlamda, biz enstitü olarak dört ana programa odaklandık: Finansal Matematik, Aktüerya, Bilimsel Hesaplama ve Kriptografi. Bu alanlar hem birbirleriyle iş birliği yapabilecek bilim dallarıdır hem de kendi başlarına ayakta durabilecek, geniş uygulama olanakları sunan programlar olarak tanımlanmışlardır. Yaptığımız çalışmaları, akademik kanallar (dergilerde yayın, konferans katılımları, konferans düzenleme vb.), sanayi işbirlikleri (Teknokent ve ilgili kamu kuruluşları ve özel kurumlar) sayesinde duyurarak, bu uygulamaların ya da matematiğin kendi çalışmalarına nasıl katkı sağlayacağını, nerelerde açılımlar yapabileceklerini gösteriyoruz. Bazen sanayi girişimlerimiz beklediğimiz gibi hızlı ilerlemese de, doğrudan ne işe yaradığını ortaya koymanın bile işe yaradığına inanıyorum.
Z.D.: Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne öğrenci olarak başladınız ve bugün aynı üniversitede akademisyen olarak görev yapıyorsunuz. Eğitim aldığınız bir üniversitede akademisyen olarak çalışmak size ne hissettiriyor?
S.K.: Elbette, burada kendimi evimde hissediyorum. Burası, hayatımın genç yaşlarından itibaren geçtiği bir ortam. Üniversitemizde alınan eğitimin tekrara düşmesini engellemek ve farklı bilimsel görüşleri katabilmek için işe alım koşullarında, yurt dışında belirli bir süre bulunmuş olma şartı aranıyor. Bu çerçevede, yaklaşık 10-11 yıl kadar üniversitemizden ayrılarak farklı üniversitelerde ve ülkelerde deneyim kazanma şansım oldu. Döndüğümde, buradaki öğretim üyelerini, programları ve diğer bölümlerdeki akademisyenleri tanıyor olmamın çok büyük avantajları oldu. Bu, hem akademik iş birliği kurma anlamında hem de öğrencilerimizi farklı alanlarda, kime başvurabilecekleri açısından, yönlendirme konusunda önemli bir avantaj sağlıyor. Kendi üniversitenizde olmanız, kesinlikle kişisel anlamda büyük bir güven ve motivasyon kaynağı. Ancak belirli bir süre farklı üniversite kültürlerini -bu yurt dışı olmak zorunda da değil- tanımanın, oradaki gelenekleri, öğrenme sistemlerini ve yaklaşımları öğrenmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü hem Almanya’da hem de Amerika’da öğretim üyeliği yaptığım süre boyunca birçok değerli bakış açısı ve deneyim kazandım. Buraya döndüğümde, gittiğim zamankinden çok daha farklı deneyimlerle, farklı algılarla hem yöneticilik hem de öğretim üyeliği yapma fırsatını bulduğuma inanıyorum.
Z.D.: Öğrencilerin matematiğe bakış açılarını geliştirmeleri için ne gibi öne- rilerde bulunursunuz? Sizce matematik öğrenmede en etkili yöntemler nelerdir?
S.K.: Matematik alanını seçen öğrencilerin öncelikle, eğitimleri boyunca sebatlı ve sabırlı olmaları gerektiğine inanıyorum, çünkü öğrenme süreci alan ne olursa olsun uzun ve uğraştırıcı bir dönemdir. Başlangıçta daha kolay başlayan bu süreç, zamanla daha zorlaşabilir. Böyle durumlarda, hiçbir zaman başarısızlıkla ilgili endişenin öğrenme yetinizi engellemesine izin vermemek gerekir. Burada en tipik gözlemlediğim durum, ben de bir öğrenci olarak aynı yoldan yürüdüğümden dolayı, geçmek için, not almak için öğrenmeye yönelik çalışmak, mezuniyet sonrasında altyapınızdaki eksikliği tamamlamaya çalışırken zaman kaybetmenize ya da yurt içi veya yurt dışı eğitim kurumlarına başvurma koşullarını sağlamada veya avantaj kazanmanız için zorluk yaşamanıza neden olabilir. “Ah, bu konuyu daha iyi öğrenmeliymişim, ders notlarımı daha iyi tutmalıymışım” gibi pişmanlığa neden olabilir. Bu bağlamda, alınan her dersin müfredatta bir amacının ve bir katkısının olacağına inanarak, sabırla derslerin içeriklerini öğrenerek çalışmalarını, iğne oyası işler gibi ilerletmelerini öneriyorum. Aynı zamanda genel matematik müfredatında, dördüncü sınıf dersleri seçmeli derslere daha ağırlıklı olarak ayrılmış durumda. Burada, özellikle matematiksel istatistik, olasılık, ekonomiye giriş, yazılım dilleri ve kodlama gibi diğer disiplinlerden dersler almalarını öneririm. Bu alanlarda devam etmeseler bile, örneğin, bir stokastik kalkülüs veya olasılık öğrenmeleri gittikleri ve çalıştıkları yerde kendilerine artı puan kazandıracaktır. Eğer farklı bir alanda yüksek eğitim (yüksek lisans veya doktora) programına başlıyorlarsa, o altyapıyı almış olmalarının büyük bir avantajı olur. ODTÜ’de olduğu gibi, diğer üniversitelerde de “not included” uygulamasıyla ders alınabilmektedir. Örneğin, bilgisayar mühendisliğinden, istatistikten, ekonomiden, endüstri mühendisliğinden farklı seçmeli dersleri alabilirler. Bu sayede, ilerisi için kendilerine altyapı oluşturacak bilgiyi kazanacakları dersleri lisans sırasında tamamlamış olacaklardır. İkinci önerim ise, matematikçilerin çok başarılı bir şekilde yapabildikleri alanlardan biri olan aktüeryadır. Aktüerya, sigorta matematiği olarak da bilinir, ancak temel olarak riskin ölçülmesi ve risk değer- lendirmesidir. Hayattan sağlığa, mal varlığına kadar her alan için böyle bir sigorta ürünü bulmak mümkündür. Bu ürünlerin prim miktarını, ortaya çıkacak hasar miktarının karşılanması için ayrılacak rezerv miktarının belirlenmesinde prim rezerv hesaplamalarında matematiksel ve istatistiksel yöntemler kullanılmaktadır. Bu mesleği icra eden aktüer lisansını almak çok kolay bir süreç değildir. Ancak, bu alanda yüksek lisans eğitimi tamamlayarak uzmanlaşabilirsiniz ve avantajlı duruma geçebilirsiniz. Henüz öğrencilik devam ederken, ülkemizde yapılan aktüerlik sınavlarına girip, sınavlardaki başarınıza göre mezuniyetiniz sonrasında sigortacılık, bankacılık sektörlerinde rahatça iş bulabilirsiniz. Bu sınavların ilk seviyesinde mate- matik, finansal matematik, istatistik, olasılık, ekonomi ve sigortacılığa giriş dersleri yer almaktadır. Bu sınavları başarıyla tamamladığınızda, stajyer aktüer oluyorsunuz ve sigorta şirketlerinin aktüerlik ile ilgili bölümünde iş bulma olanağınız oluyor. İkinci ve üçüncü seviyeleri tamamlama sürecinde, dünyanın ilk beş mesleğinden biri olan aktüerlik lisansını alarak yurtdışında da kullanabileceğiniz bir sertifikayla geleceğinize önemli bir katkıda bulunmuş olursunuz. Bu mesleğin yanı sıra, matematiksel hesaplama ve kriptografi gibi matematiğin uygulama alanlarında kendinizi geliştirmek mümkün olacaktır. Veri analitiği alanında önemli katkılar sağlayabileceğiniz matematiksel hesaplama, siber güvenlik, veri maskeleme ve bilgi koruma sistemleri gibi konuların yanı sıra; kriptografi, bankacılık, finans ve enerji sektörlerinde fiyatlandırma ve portföy analizleri gerçekleştirebileceğiniz finansal matematik gibi hem keyifle çalışabilecek hem de başarılı olunabilecek alanlarda uzmanlaşmanızı öneririm. Eğitim süresince sadece mezuniyete odaklanmak değil, “En fazla bilgiyi nasıl edinebilirim?” diye plan yaparak altyapınızı geliştirmenizi öneriyorum. Matematik öğrenmenin en etkili yöntemi, herhangi bir bilimin ya da alanın öğrenilmesindeki en önemli faktör, disiplin ve sürekliliktir. Dersleri zamanında takip etmek çok önemlidir. Matematik, soyut anlamda daha fazla algı gerektiren bir alan olduğu için, bu düşünme formasyonunu kazanmak adına bunu başarmış kişilerle görüşmek ve bu süreci nasıl geliştirebileceğinizi birinci elden başarmış kişilerden duymak çok önemlidir. En büyük problemimiz aslında nasıl çalışacağımızı doğru belirlemektir. Her derse çalışmanın yolu farklı olabilir ve kişiden kişiye göre de değişebilir. Bazı derslerde daha çok problem çözmeniz gerekebilir, bazıları için daha fazla kitap karıştırmanız. Yani süreklilik sağlamak için doğru kaynaklardan yararlanmak önemlidir. Bu bir uzman kişi olabilir, kütüphane ya da internet olabilir. Kısa eğitim programlarına veya seminerlere katılmak da öğrenme hızlarını artırabilir ve bu şekilde öğrenmeyle süreklilik ve sürdürülebilirliği koruyabileceğinizi düşünüyorum.
Z.D.: Illinois State Üniversitesi, Albert-Ludwigs Üniversitesi Freiburg Ekonomi Fakültesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi kurumlarda öğretim üyesi olarak ABD, Almanya ve Türkiye gibi çeşitli ülkelerde deneyiminiz var. Bu deneyimlerin akademik kariyeriniz açısından size sağladığı avantajlar ve dezavantajlar nelerdir?
S.K.: Akademik kariyerimin eğitim ve araştırma ayakları bulunmaktadır. Eğitim anlamında, üç ülkede verdiğim derslerde öğrencinin eğitimine olan yaklaşımını ve öğrenme yöntemlerini gözlemleme olanağı buldum. Bu da ders verme yöntemlerimi geliştirmede çok yararlı oldu. “Şu ülkenin öğrencisi şöyle iyidir, bu ülkenin öğrencisi böyle iyidir.” diye bir ayrıştırma yapamam çünkü karşıma gelen öğrenci, belirli bir filtreden geçmiş, bu konuda çalışmayı taahhüt etmiş, yani bunu yapmaya karar vererek karşıma gelmiş bir birey olarak sorumluluğunun bilincinde olduğunu varsayarak derslerime odaklandım. Burada, benim gördüğüm en çarpıcı durum, Almanya’daki eğitim verdiğim öğrencilerin ne istediklerinin ya da o dersten, o hocadan ne beklediklerinin çok daha net tanımlarına sahip olmalarıydı. Bu, aslında benim açımdan bir avantaj sağladı. Onların farklı aşamalardaki bilgi ihtiyaçlarını karşılama konusunda yönlendirme ve yönetme yetisinde yeni bir boyut kazandırdı. Amerika’daki öğrencilerim çoğunlukla birinci sınıf öğrencisiydi. Burada ise yüksek lisans öğrencilerim de var. Onların altyapılarında kazandıklarını daha iyi nasıl yönlendirebileceğim konusunda, orada edindiğim deneyimler önemli bir kazanç sağladı. Akademik kazanç olarak da, konumla alakalı ya da konum dışı olan araştırma alanlarımın dışındaki bireylerle tanışma, onların çalışmalarını dinleme ve onlarla ortak çalışma yapabilme ortamı oluşturma anlamında yararlı oldu. Halen, bu ülkelerde oluşturduğum işbirlikleri sayesinde ortak çalışmalar sürdürdüğümüz öğretim üyeleri ile bağlantılarımın devam etmesi önemli bir kazanç. Bu deneyime geçen süreyi ülkemde değerlendirmiş olsaydım, belki bazı akademik yükseltmelerimi çok daha önce almış olacaktım. Bu deneyimin herhangi bir kayıp olmasının aksine, farklı anlayışlar ve yaklaşımları öğrenmemde bunların hem insan ilişkileri hem de akademik anlamda önemli katkıları olmuştur. Daha insan ve dost odaklı, hoşgörü sınırları fazla olan Türk insanı olarak, farklı anlayışların, disiplinli ve keskin Alman yaklaşımı ile bizlerden daha farklı samimiyet arkasında mesafeli duruş sergileyen Amerikan yaklaşımını öğrenmek güzel bir deneyim oldu. Ancak, dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun, yaptığınız disiplinli, başarılı ve güzel işlerin takdir edildiğini görmenin en önemlisi olduğunu öğrenmiş oldum.
Z.D.: Matematik dışındaki ilgi alanlarınız nelerdir? Bu alanlar, matematiksel çalışmalarınıza katkıda bulunuyor mu?
S.K.: Matematik dışında ilgi alanlarıma şu anda Enstitü’ye daha fazla yoğunlaştığım için fazla zaman ayıramıyorum. Ancak kalan zamanda piyano öğrenmeye çalışıyorum. Bu, gerçekten benim çok farklı bir dünyaya geçmemi sağlıyor. Şu anda öğrenme sürecimin “başlangıç” diyebileceğim bir dönemindeyim, ama piyano çalmayı öğrenmeye çalışmak bile bir artı kazandırıyor. Ayrıca, müzikle matematik arasında inanılmaz bir bağlantı var. Sınırsız, derin ve geniş bir dünya sunan, daha önce teorik düzeni, dizgi ve örgülerinin farkında olmadan pasif dinleyicisi olduğum müziğin, öğrenme sürecine başladıktan sonra analitik yapısını fark ederek, matematik bilimi kullanılarak yapılan akademik çalışmalarının olduğunu görmem, bu iki alanın aslında ne kadar ilintili olduğunu bana gösterdi. Bu uğraşımın araştırma alanlarımda da katkısı olduğuna inanıyorum. Elimden geldiğince zaman ayırmaya çalışıyorum ama çok da başarılı olduğum söylenemez.